16 Kasım 2009

Pazar Keyfi Dediğin Böyle Olur

Sözde Pazar Keyfi yapacaktık 2 derbi ile. O hevesle çıkmıştım evden. Gerçi hakkını yemeyelim Efes Pilsen - Beşiktaş Cola Turka maçında ortaya konan oyun basketbol adına oldukça güzeldi. Maç gibi maçtı yani. Ama o 25-30 kişilik Efes taraftarının arasına dalan akli dengesi bozuk Beşiktaşlılar tüm o güzellğin içine turp sıktılar. Hayır hemen yanımızda olmasa olay diyeceğim ki ulan acaba kışkırtacak birşey mi yaptılar da galeyana geldiler diye ama yok. Büyük bir oranı bayanlardan oluşan bir gruba tabiri caizse dalmak nasıl bir erkekliktir? Sessiz sedasız takımlarını destekleyen bir avuç taraftarın tek suçu kendi takımları sayı atınca sevinmek, bağırmak, alkışlamak. Fazlasıyla tahrik edici. Türk erkeğinin tahrik olma eşiğinin oldukça düşük olduğunu biliyorduk, bir daha deneyimliyorduk ama asıl akşamki derbide başımıza gelecek olaylardan da haberimiz yoktu tabii.

Abdi İpekçi'ye geldiğimizde F.Bahçe Ülker benchinin arkasına konan koruyucu panel nedeniyle maç izlemenin imkansız olduğu bir basın tribünü karşıladı bizi. Şaka gibiydi. Madem öyle diğer benchte otursaydı ya F.Bahçe Ülker, çok mu önemli illa orada oturulması? Maçın ekrana göre sol tarafındaki potada olup biteni skorborddaki TV görüntüsünden takip etmek durumunda kaldık maç boyu. Skorbord dedim de maç öncesinde yine Abdi İpekçi'de alışkanlık haline gelen skorbord krizi hortladı yine. Baktık potaların üstündeki 24 saniye sayaçları da çalışmıyor. Maç boyunca da çalışmadı zaten, yere konan yedek 24 saniye sayaçlarıyla oynandı maç. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de randımansız çalışan, hatta çoğunlukla çalışmayan bir wireless bağlantı vardı ki aman yarabbi. Hani 'Ulan ben niye maça geldim ki o zaman?' şeklindeki söylemi daha maç başlamadan ettik yani, düşünün. Tabii bu sırada biz hala başımıza geleceklerden habersiziz.

Öğrendik ki biz salona gelmeden önce VIP tribününde babasının kucağında F.Bahçe formasıyla oturan küçük bir çocuğa tepki göstermiş G.Saraylı taraftarlar. Küfürler, hakaretler, onlar, bunlar ve amaca ulaşış. Küçük çocuk ve babası salon dışında. Basit bir varsayım yapalım. Koyun kendinizi o çocuğun yerine. Ya da küçükken babanızın elinden tutarak gittiğiniz maçları bir düşünün. Orada kavga çıktığı zaman aman babama birşey olmasın, aman bize birşey olmasın diye korkulu gözlerle baktığınız zamanları düşünün. Bu çocuğun yaşadığı travma ağzından salyalar saçan birkaç fanatiğin kişisel tatmininden daha mı önemsiz?

Maç başladı, taraftar etkin, takımını destekliyor. Tam F.Bahçe Ülker benchinin yanında olduğumuzdan ve karşı potayı izleyemediğimizden ötürü salonda olan bitene bakmak zorunda kaldığımızdan hemen yanımızdaki o malum çift dikkatimizi çekiyor. F.Bahçe Ülker sayı attığında sevinmeleri yine arkadakileri tahrik ettiğinden binbir tane küfür geliyor arkadan. Ancak bu seferki kahramanlarımız çok da masum değil. Dönüp arkaya cevap veriyorlar, sittir çekiyorlar, hatta yetinmeyip hareket çekiyorlar. Akıyor tabii taraftar aşağı, yabancı maddeler yağıyor, hem sahaya dalan adamlar, hem de o dışarı çıkarılmaya çalışılan çift basın tribününün önünde kilitleniyorlar. Çapraz ateşte kalan bizler de ufak bir can pazarında buluyoruz kendimizi. Sağımızda TSYD sorumlusu abimizi kafa yarılıyor, solda bir polisin alnı yarılıyor. F.Bahçe Ülker'li oyuncular soyunma odasına kaçtıktan sonra önümüzden ağzı burnu dağılmış bir genç geçiyor. Oha dememe kalmıyor biraderden gelen SMS, vukuat sahibinin Kinsey olduğunu söylüyor.

Sonra takımlar sahaya çıkmış da, maç 2 kere uzatmaya gitmiş de, Tanjevic'in maç içinde ağzına ettiği Oğuz Savaş o ruh haliyle belki de maçı kazandıracak 2 faul atışını kaçırmış da, bu 1 haftadır beklenen derbiyi G.Saray Cafe Crown kazanmış da... Aman ne önemli. Dün dedim ya, hayatımda ilk kez bir basketbol maçındayken 'Bitse de gitsek' dedim. İlk kez 'Neden evde izlemedim şu berbat maçı' diye hayıflandım. Sebebi olan herkese kocaman teşekkürler bir kez daha.

Şimdi herkes yine cezayı konuşuyor. G.Saray Cafe Crown'a kaç maç ceza gelecek diye. Kaç maç gelecek? Tepe noktamız 5 maç işte. Daha birkaç ay önce sahaya inip adam döven, salonda kırılmadık koltuk bırakmayan, aynı bu şekilde tahrik olan F.Bahçe Ülker taraftarları kaç maç ceza bekliyorlar acaba bu kez saldırılan taraf oldukları bu maçtan sonra? Onlar 5 maç ile cezalandırıldığına göre 5'ten fazla olmayacaktır ceza. Federasyonumuzun hukuk değerleri bu şekilde işliyorsa şeriatın kestiği parmak da acımaz haliyle. Bugün bana, yarın sana.

G.Saray Cafe Crown: 74 - F.Bahçe Ülker: 72 (II. Abdi İpekçi Meydan Muharebesi Yazısı)

Daha birkaç ay önce aynı salonda büyük olaylar yaşanmışken, daha o günkü olayların manevi yaraları sarılmamışken bugünkü derbi ilaç gibi geldi bünyeye. Yine basketbolun dışında herşeyin olduğu, nefret, kin, küfür, linç girişimi, sahaya dalma, her türlü yabancı maddeyi yağdırma olaylarıyla bezeli bir maçı gerimizde bıraktık. 2 uzatmaya giden bir maç, hem de derbi.. Dışarıdan bakan kimbilir ne maç olmuştur diyebilir ama olayların direkt merkezinde olan ben salonda olduğum için, koca bir akşamı böyle boş bir maçla geçirdiğim için kendimden utandım. Basın tribününün hemen yanında, F.Bahçe Ülker benchinin arkasındaki tahminen F.Bahçe'li bir çiftin tribündeki sarı kırmızılı taraftarları gaza getirmesi, onlara laf atması, hatta bayan arkadaşın dönüp hareket çekmesi normal sürenin bitmesiyle birlikte yeni bir Abdi İpekçi Meydan Muharebesi'ni yaşattı bizlere. Sonrasını yazmaya gerek yok, herkes izledi, gördü, yorumunu yapabilir tahminimce. Birkaç ay önce F.Bahçe Ülker'in yaptıklarına sağlam bir ceza verilseydi bu insanlar bu kadar rahat olabilirler miydi ki? Kendi ellerimizle hazırlıyoruz bu sonları biz. Maçı yazalım yazabildiğimiz kadar. Sahada basketbol yoktu ama biz yine notlarımızı aldık. Arbede halinde geçen maçın kazananı ise önce Greer, sonra da Oğuz Savaş'ın faulleri sokamaması sonucunda G.Saray Cafe Crown oldu. Maç boyunca potaların üstündeki 24 saniye sayaçlarının bozuk olduğunu da belirtelim hemen. Böyle güzel bir derbiydi işte.

F.Bahçe Ülker alışılmış düzenin dışında bir beşle çıktı sahaya. Mrsic guard bölgesinde, Ömer Onan da kenardaydı. Jasaitis ve Rancik'le daha maçın ilk iki şutundan 5 sayı çıkartan G.Saray Cafe Crown'a illk ayaklanmayı Ömer Aşık gösterdi. 5. dakika 9-10 F.Bahçe Ülker üstünlüğü ile geçilirken Ömer Aşık içeriden madeni bulmuş ve 8 sayı - 4 ribaunda ulaşmıştı bile. Durur mu Tanjevic? Yeter bu kadar diyerekten kenara aldı genç uzunu. Anlayamadık yine tabii her zaman olduğu gibi. Ömer Onan'ın hiç oynamadığı çeyreğin en güzel hareketi Serhat & Semih işbirliği sonrasında izlediğimiz alley-hoop'tu. Sarı lacivertli rakibine 10 dakikada 12 sayı ürettiren sarı kırmızılı oyuncular da alkışı hak ettiler tabii.

İkinci çeyrek olayın trajikomik bir hal aldığı kısımdı bana göre. Uzundan yana sıkıntısı malum G.Saray Cafe Crown işi tamamen dış atışlara döktü. Ama soktukları sürece kimse kızamazdı onlara. En fazla 'Bu oynanan şey basketbol mu?' denebilirdi ve o kadar denebildi zaten. Kolay mı 20 dakika boyunca 1/10 ile üçlük atabilen rakibine karşı 7/10 ile üçlük atmak? Bu çeyrekte gelen 17 G.Saray sayısının 15'i üçlüklerden geldi. F.Bahçe ne zaman rakibine yaklaşsa biri çıktı yolladı uzaklardan bir yerlerden. Devreyi bitirmek Evren Büker'e nasip oldu. Bir üçlük de o yolladı. Böylesi berbat bir F.Bahçe Ülker savunması görmek de ayrı bir komediydi tabii devrenin son hücumunda. Tek komedi bu muydu? Hayır. Daha ikinci çeyreğin ilk 1 buçuk dakikasında 4 faul hakkını doldurmuş bir G.Saray Cafe Crown'a karşı o dakikadan sonra sadece 1 faul daha aldırabiln F.Bahçe Ülker'li basketbolcuları nasıl bir üslupla alkışlasam ki acaba? İlk çeyrek hiç süre almayan Ömer Onan bu çeyreğin tamamına yakınında oynadı, 8 sayı attı. Adaşı Ömer Aşık ile birlikte sahanın en skoreri oldu. Ne fayda? Devreyi 35-29 ile önde kapatan 5'i ikinci çeyrekte olmak üzere 7 üçlük sokan G.Saray Cafe Crown'du.

Maçın ikinci yarısına F.Bahçe Ülker guardsız bir dizilişle (Ömer Onan - Kinsey - Preldzic - Semih - Ömer Aşık) başladı. Ve yaklaşık 5 dakika da bu düzenle devam ettiler. Ömer Onan ve Oğuz'un elinden üçlükler bularak bu konudaki şanssızlığını az biraz kırmayı başaran F.Bahçe Ülker Jasaitis'in sol dipten gelen üçlüğüyle yeniden 8 farkla geriye düştü. Bu pozisyon öncesinde Kinsey'nin tek başına G.Saray Cafe Crown savunmasının içine dalıp sonra da orada kaldığını, Jasaitis'in üçlüğünün 5'e 4 yapılan bir hücum sonrasında geldiğini belirtelim. Birkaç pozisyon önce bu senaryonun aynısı F.Bahçe Ülker için geçerliydi. Washington içeri dalmış ama orada kalmıştı. Ama F.Bahçe Ülker bunu bir avantaja daha doğrusu sayıya dönüştürememişti. Guardsız girilen bir çeyreğin son 3 dakikasını çift guardla oynayan Tanjevic acaba ne düşünüyordu? Meraklar içindeyim. Filozofumuz basketbolu yeniden yazıyor, derslik bunlar derslik.

Kısır maçın en kısır çeyreği sona saklanmıştı. 50-45 G.Saray Cafe Crown üstünlüğü ile girilen son bölümde özellikle çoğu maçın çözüme kavuştuğu son 4 dakikalık dilimde sadece 3 sayı vardı. Bunların hepsi de faullerden gelen ve sarı lacivert rengindeki sayılardı. Zaten G.Saray Cafe Crown koca bir çeyrekte sadece 6 sayı atabildi. Son 3-4 dakikada kaçırdıkları pota altı sayılarının haddi hesabı yoktu. Koca bir maç boyuna yaptıkları gibi yine Washington'un eline verdiler topu, ne yapacak acaba diye onu seyrettiler. Ha bir de dış şut attılar işte. 29 saniye kala F.Bahçe Ülker'in boş dönülmüş bir hücumu hücum ribaundu ile yeniden canlandırması ve maçı kazanmaya yaklaşmasının ardından Oğuz'un son şutuyla bitti hücum. Girmedi. Topu alan Washington'un son bir denemesi de gerçekleşmeyince maç uzayıverdi. Ve normal sürenin bitimiyle birlikte basın tribününün yanında, F.Bahçe Ülker benchinin hemen arkasında oturan bir bay bir de bayandan oluşan çiftimiz arkalarındaki taraftarları tahrik etmesiyle olaylar patlak verdi, ortalık karıştı, kafalar gözler patladı. F.Bahçe Ülker takımı soyunma odasına kaçtı, maça 25-30 dakikalık bir ara verildi. Engin Kennerman'ın kendi gözü önünde ve tahminimce maçın son çeyreğine denk düşen dakikaların birinde Murat Kaya'ya elindeki topu fırlatan Emir Prldzic'e -gördüğü halde- teknik faul çalamaması, bunun üstüne Murat Kaya'nın gelip kendisine 'Vermeyecek misin?' demesi, tahminen TV ekranlarına yansımayan ama maçın ilginç detaylarından biriydi.

Uzatma bölümlerinin ilkinde Preldzic'in üçlüğü uzun bir aradan sonra F.Bahçe Ülker'i skorda öne taşırken Evren Büker'in çabuk cevabı skoru yine dengeledi. Son 13 saniye kala Greer 2/2 atıp takımını 2 farkla öne taşırken, mola sonrasına Rancik'le zorlama bir penetre sayısı bulan G.Saray Cafe Crown maç daha bitmedi dedi. Gerçi Rancik'in basketinden sonra daha 6 saniye vardı ama Ömer Onan'ın orta sahaya geçip topu apar topar potaya sallaması ufak çaplı bir şok yaşattı bana. G.Saraylılar ribaundu aldığında daha 2 küsür saniye vardı işte, düşünün. Yine mi uzadı, biraz daha mı buradayız diye hayıflanmaya başlarken ikinci uzatmanın sonunda sağolsun önce Greer sonra da Oğuz Savaş sahneye çıktılar da faulleri kaçırıp maçı bir kez daha uzatma, hatta maçı kazanma fırsatlarını ellerinin tersiyle ittiler. Maç bitmiş, derin bir oh çekmiştik. F.Bahçe Ülker'in maçı almadığına da sevinmiştik ne yalan söyleyelim. Son topta bir üçlük bulurlar da maçı kazanırlarsa ne yaparız diyerek basın tribününden uzaklaşıp potanın oralara gittim ben. Allahtan girmedi top, Allah'tan uzamadı maç ve Allah'tan maçı kazanan F.Bahçe Ülker olmadı. Bana bunu söyleten tüm basketbol katillerine de selam olsun. Cümleten. Hem maçtan önce küçücük bir çocuğun babasıyla beraber maç izlemesine sırf üzerinde F.Bahçe forması var diye katlanamayan, o çocuğun travma yaşaması ihtimalini hiç düşünmeden ona ve babasına saatlerce küfreden, onları salondan attıran, sonra 2 tane kendini bilmezin tahriklerine kapılıp sahaya kadar inen, inmişken rakip takım oyuncularına da saldırayım diyen G.Saray taraftarına hem de hala oraya neyin nesi kimin fesi olarak geldiklerini bilemediğim o olayları çıkartan çiftedir selamım. Aferin hepinize.

Sinirden asıl tebrik edilmeyi hak eden adamlara tebrik yollayamadık iyi mi? Sahada kaldığı 47 dakika boyunca aslanlar gibi iyi niyetiyle mücadele eden alternatifsiz Cemal Nalga'ya hem bugünkü performansı hem de genel anlamda iyiye giden bu yılki performansı açısından kocaman bir tebrik. Keza maçın en kritik yerlerinde sahneye çıkan Murat Kaya ve Evren Büker'e de kocaman birer tebrik. Korkma Tanjevic, sana da bir tebriğim var, maçın ilk 5 dakikasında 8 sayı atan Ömer Aşık'ı belki de 'Yeter artık bu kadar attığın, gel kenara' mantığıyla kenara aldığın ve adamı 50 dakika sonunda da 8 sayıda tutmuş olma başarısını gösterebildiğin için. Büyüksün, ustasın, filozofsun.

G.Saray Cafe Crown (74): Darius Washington 9 (5 ribaund- 4 asist), Tufan Ersöz, Murat Kaya 10 (4 ribaund- 3 asist), Michael Wilkinson 6 (4 ribaund- 2 asist), Radoslav Rancik 17 (9 ribaund), Cemal Nalga 8 (13 ribaund), Evren Büker 9 (1 ribaund- 3 asist), Can Akın 6 (3 ribaund- 1 asist), Simas Jasaitis 9 (5 ribaund- 1 asist)

F.Bahçe Ülker (72): Ömer Onan 17 (3 asist), Semih Erden 2 (13 ribaund), Gordan Giricek 2 (1 ribaund- 1 asist), Damir Kaan Mrsic 6 (2 asist), Lynn Greer 12 (3 ribaund- 2 asist), Oğuz Savaş 9 (11 ribaund), Tarence Kinsey 6 (2 ribaund- 2 asist), Ömer Aşık 8 (9 ribaund), Serhat Çetin (1 ribaund), Emir Preldzic 10 (4 ribaund- 1 asist)

15 Kasım 2009

Beşiktaş Cola Turka: 84 - Efes Pilsen: 88 (Maç Yazısı)

Ve ligde yenilgisiz takım kalmadı. Akatlar'da dolu tribünler önünde namağlup ünvanını korumak isteyen Beşiktaş Cola Turka kendi oyununu ortaya koyamadı, üstüne bir de Cevher, Chatman gibi aslında tecrübesi gayet hatırı sayılır seviyede olan oyuncularının stres sahibi oluşları eklenince Efes istediği galibiyete ulaştı. Bunca detaya rağmen Beşiktaş'ın son topa kadar oyunda kalması onlar adına sevindiriciydi. Büyük takım oluyorlar artık. Bunun kanıtıdır bu. Kupada Efes Pilsen'e çeyrek final biletini elleriyle veren Chatman, bugün maçın sonlarında geldiği faul çizgisinde 0/2 atarak bir de lig galibiyeti hediye etti Efes'e.

Efes Kaya & Kasun ikilisi ile başladığı oyunda tahminimce kendilerinin de beklemediği kadar aktif bir Kasun'la karşılaştılar. Her hücum ribaundunda eli olan, takımın ilk 6 sayısını atan ve bunları yaparken de 4 dakika boyunca hiç faul yapmayan. Son kısım herkes gibi beni de şaşırtmıştı ki ilk 10 dakikanın bitimine 03:40 kala faulleri 3'leyen Kasun 8 sayı - 4 ribaund ile benchin yolunu tuttu. Burada Kerem Tunçeri ile olan laf bazlı kapışmaları birkaç dakika sürdü. Newley'nin Kasun'a 3. faulü aldırmaya çalışırken hem 5 sayı üretmesi hem de amacına ulaşmış olması takdir edilesi bir olaydı. Efes'te Kasun'un devrettiği bayrağı Thornton eline alırken bir 8 sayı da o attı. Zaten takımın onlar dışındaki ilk sayısı Ermal'den geldi. Kasun'un erken 3'lemesinden sonra forma şansı bulan Ermal'den. Beşiktaş'ta işler nasıldı peki? Biraz sıkıntılı. Baxter'ın maç başındaki sayısından sonra 4 dakika boyunca faul çizgisinden ürettikleri dışında basket bulamadılar. Bu kısırlığı kıran yine Baxter oldu. Kaptığı topu hoş bir ters smaçla bitiren tecrübeli uzun tribünleri de gaza getirmeyi başardı. Cevher'in, Chatman'ın üç sayı gerisinden siftah yapamadığı maçta siyah beyazlıların tek üçlüğü emektar Haluk'tan geldi ve skor da ilk çeyrek skoru olarak 20-20'de dengelendi. Efes Pilsen'in oldukça üstün gözüktüğü bu çeyrekten bu skorla ayrılması onlar adına kötüydü tabii. Kötü bir ilk çeyrek geçiren, o istediği hızlı basketbolu oynama şansı bulamayan, şut denemelerinde de güvendiği adamlardan skor çıkaramayan Beşiktaş için de tam tersi oldukça tatminkar bir sonuçtu.

İkinci çeyreğe giriş ufak bir Efes baskınıyla oldu. Ermal'den Kaya'ya inen leziz pasla başlayıp, boş turnikelerle biten 8-0'lık Efes serisi maçtaki en büyük farkın da oluşmasını sağladı 8 sayı ile. Kasun'dan sonra Ermal'in de verimli oynaması Ataman'ı 4 kısaya geçmek konusunda çok da aceleci davrandırtmadı. Taki devreye 04:38 kalana kadar. Oly deplasmanında da 12. dakikada geçilmişti 4 kısaya, maç sonuna kadar da öyle gitmişti. Bu dakikadan sonra Shumpert'in 3, Nachbar'ın 4, Ermal ve Kaya'nın da değişmeli olarak 5 oynadığı bir dizilişle devam edip,devreyi öyle bitirdiler. Maçta toplam 2 isabetli üçlük vardı ilk 13 dakikada. Ama sonrasında devre olana kadar 5 üçlük izledik iki takımdan toplam. Devreyi 36-41 önde kapayan Efes'te Sinan bitime 8.8 saniye kala Chatman'ı savunsun diye alındı. Gerçi Chatman Sinan'ı kolayca ekarte edip boş bir turnikeyle bitiriyordu devreyi ki Kaya'nın deli ötesi bloğu geldi. Beşiktaş'ta ilk yarıda göze çarpan net bir stres, Cevher ve Chaman'ın şut sokamamasından ötürü çekinerek şut atmaları ve topu her eline alanın Baxter'ı aradığı bir düzen vardı. Baxter 9 sayı ile bu güveni boşa çıkartmadı ama oyunun Beşiktaş adına sıkışmasının sebebi de bu cümbür cemaat Baxter'ı arayıştı. Ben Newley'i de beğendim ilk yarıda. Sahanın en skoreri ise 14 sayı ile Thornton oldu.

Beşiktaş'ı Beşiktaş yapan olayın savunmada kapılan toplar ve arkasından yapılan hızlı hücumlar olduğunu bir kez daha deneyimledik bu çeyrek başında. Newley ve Muratcan'ın smaçlarıyla sonlanan hızlı hücumlar Beşiktaş'ı kendi oyunuyla maçın içine soktu iyice. Bu sırada Efes'te Kasun tekrar sahadaydı ve atılan basketler de Kaya'ya indirilen 2 muazzam pas (Biri Kasun'dan diğeri Rakocevic'ten) ile üretilmişti. Bu çeyreğin 5. dakikasında Ataman Nachbar hamlesiyle yeniden 4 kısaya geçiş yaptı. F.Bahçe Ülker maçını kazandıran Nachbar'ın üçlükleri bu maçın üçüncü çeyreğinde sahneye çıktı. Üst üste soktuğu 3 üçlük oyun ritmini istediği kıvama getirip, bol bol hızlı hücum yapan, rakibine bol bol faul adırtan ama bu faullerden doğan serbest atışları yüksek yüzdeyle sokamayan Beşiktaş'a karşı Efes için hayat öpücüğü kıvamındaydı. Hatta bu üçlüklerden ilkinin gireceği o kadar netti ki. Neden derseniz? Nachbar'ı Adem savunuyordu çünkü. O dışarı çıkana kadar Nachbar çoktan filenin çuf sesini duymuştu. 55-60 girdik son çeyreğe.

Chatman'ın sazı eline alarak girdiği (ilk isabetliği üçlüğünü de buldu) ve Ermal ile Kaya'nın sırayla 4 faule ulaştığı, ibrelerin yavaştan yavaştan Beşiktaş lehine döndüğü son çeyrekte evsahibinin skor tabelasında rakibini yakalayamamasının en büyük nedeni tıpkı 3. çeyrekte olduğu gibi kritik anlarda kaçırılan serbest atışlardı. Ama ne zaman ki önce Newley, sonra da Cevher (o da Chatman gibi ilk üçlüğüne son çeyrekte kavuştu) üçlükleri yolladı ve skor bitime 05:24 kala 68-68'e geldi, işte o sırada salon yıkıldı. Beşiktaş'ta oyuncusundan taraftarına herkes Kaya'yı 5 faulle dışarı çıkartmak için çabalarken Kaya bu baskıya uzunca bir süre dayandı ama 02:32 kala 5. faulünü alıp o da kenarı boyladı. Haluk'un 1/2 atmasıyla 74-78'e gelen skor esnasında Efes'in saha dizilişi Ender - Kerem - Thornton - Shumpert - Nachbar şeklindeydi. 5 kısa yani. Nachbar'ın basket-faulü ve bulduğu 3 sayı takıma rahat nefes aldırırken (fark 7 sayı oldu) uzunsuz Efes'e karşı Baxter'ın ürettiği 4 sayı bitime 1 buçuk dakika kala 78-81 ile Beşiktaş'ı yeniden oyuna ortak etti. Bitime 1:09 kala Baxter beşledi, Shumpert faul çizgisine gitti, bu sırada Beşiktaş taraftarı maç sırasında bolca yaptıkları gibi 'Helal olsun sana Pascal Nouma' tezahüratı yapıyordu. Şaka gibiydi ya, maçın en kritik anı ve salonda bu tezahürat. Ne diyeyim ki? Son çeyrekte çoğu bayan ve salona gelip sessiz sessiz maçını takip eden Efesliler tribününe saldırılması da hoş bir davranış değildi Beşiktaş taraftarı adına. Bugün 2 ceza puanım var taraftara bu olaylar yüzünden. Yine de herşeye rağmen günün 4/5 ile üçlük atanı Nachbar'ın 2'de 0 ile faul atıp, ardından da Newley'nin sol dipten üçlüğü sokmasıyla bitime 29 saniye kala fark 1'e indi. Haluk Ender'e faul yapmayı tercih etti, Ender 1/2 attı, sonrasında gelen hücumda ise Kerem bu kez faull yapmayı tercih etti. Ama Chatman maçı belki de uzatmalara taşıyacak faullerde hiç isabet kaydedemeyince taktik faullerde hata yapmayan Efes maçı kazanmayı başardı. Maçın son 7 dakikasına girerken sadece 5 faul atabilmiş olan Efes'in kalan sürede tam 20 kez çizgiyi ziyaret etmesi ise ilginç bir detay olarak aklımızda kaldı.

Beşiktaş Cola Turka (84): Muratcan Güler 9 (4 ribaund- 1 asist), Brad Newley 15 (4 ribaund- 1 asist), Haluk Yıldırım 7 (5 ribaund- 3 asist), Lonny Baxter 18 (9 ribaund- 1 asist), Adem Ören (2 ribaund), Mire Chatman 18 (6 ribaund- 5 asist), Cevher Özer 10 (7 ribaund- 1 asist), Kevin Fletcher 7 (1 ribaund)

Efes Pilsen (88): Mario Kasun 8 (4 ribaund- 2 asist), Igor Rakocevic 4 (3 ribaund- 3 asist), Kerem Tunçeri (1 ribaund- 4 asist), Bootsy Thornton 26 (9 ribaund- 2 asist), Kaya Peker 12 (6 ribaund- 1 asist), Bostjan Nachbar 20 (10 ribaund), Ermal Kuqo 2 (2 ribaund- 2 asist), Sinan Güler, Erder Arslan 9 (3 ribaund- 3 asist)

Pazar Keyfi - 2 Derbi

Haftanın maçları dedik bugünkü 2 İstanbul derbisi için. Kimler kazanır diye de siz sorduk. Verilen 232 oyun dağılımını resimde görüyorsunuz. Dağılımlar yakın ama Efes'in BJK'yi yeneceği görüşü daha bir hakim oylara göre. Akşamki maç ise ortada. İki maçı da yerinde izleyeceğimden detaylı maç yazılarını akşama bırakabilirim. Duruma göre aralarda küçük güncellemeler yapabiliriz siteye, takipte kalın. Hatta Efes'te dışarıda kalan yabancının Charles Smith olduğunu, sakatlığını atlatan Preston Shumpert'in kadroya girdiğini belirterek başlayalım küçük detaylara.

Yürüyedur Birkan Batuk

Türkiye'nin Micheal Jordan'ı seçmelerinde birinci olması ve ardından Amerika'da Jordan'la tanışması ile duyurmuştu ilk olarak sesini. Ülker'in kapanmasından sonra kurulan Alpella takımıyla 2 yıllık 1. lig tecrübesi, ardından geçen yıl cümbür cemaat gittikleri Trabzonspor ile bir sezonluk 2. ligden 1. lige yükselme mücadelesi onun altyapı sonrasındaki kariyerinin tamamı. Henüz 90 doğumlu ve 2010'un 30 Ocak'ında tam 20 yaşına basmış olacak Birkan'ın bu yıl Karşıyaka'ya transferini şöyle duyurmuştum. Transferinin düşünce aşamasında olduğu sıralarda yetkili abilerimden biri bu düşüncelerini benle paylaşmıştı bir muhabbet esnasında. 'Düşünmeyin alın' demiştim. Bana göre Birkan'ın gidebileceği en iyi takımdı Karşıyaka. Takımda zaten yeteri kadar şutör vardı ve Hakan Demir'in istediği mücadele eden, kendini yırtan, pes etmeyen, gerektiğinde yerden yere atlayacak bir cengaver için Birkan gayet iyi bir seçim olacaktı. Bana göre tabii. Hem Arena'yı dolduracak seyrici ile oyununu 3-4 katına çıkartabilecek olması da cabasıydı.

Daha ligin 5. haftası oynanıyor. Ama ben önce Cevat Soydaş, sonra kupa, şimdi de ligdeki 5 maçta gördüğüm tablo ile haklı çıkmanın gururnu yaşıyorum. Birkan sürekli olarak üzerine koya koya geliyor. Bu yıl kulübün kendi çocukları Furkan & Gökper'i ön plana çıkartma kararı almıştı yönetim. Birkan bu ikiliye ekstra geldi. Furkan'dan 1.5 yaş büyük, Gökper'den 1 yaş küçük Birkan takımın 3. genç yeteneği oldu. Ve hem performansıyla, hem de oynadığı mevkiideki müsaitlik nedeniyle Gökper'in önüne geçti. Dünkü maç onun için birçok açıdan önem taşıyordu. 1. lig kariyerindeki ilk çift haneli rakamına 2 hafta önce yine Arena'da oynanan Kepez maçında attığı 12 sayıyla ulaşmıştı. Ancak dünkü 24 sayılık oyunu tüm kariyerinin en yüksek noktası. Geçen yıl Trabzon'da 31 maçta 6 kez çift haneli rakamlara ulaşmış ama hiç 20 sınırını görmemiş. Dün 3 isabetli üçlük sokmuş olması da onun kariyeri için bir rekor. Şu ana kadar maksimum iki isabetli üçlüğü var genç oyuncunun. Elbette en önemlisi de bu galibiyette Furkan ile birlikte başrolde olmaları. Karşıyaka 1. lig seviyesindeki bir maçı 90 ve 91 doğumlu bu iki genç yeteneğinin başrolde olduğu bir istatistik kağıdıyla kazanıyorsa doğru yoldalar demektir. Dün yazdım ya eğin alınlarınızı da bir öpeyim diye, aynen öyle.

Eksikleri yok mu peki Birkan'ın? Çok. Şutunun bir standartlığı yok mesela. Öyle maçlar oluyor ki Birkan çember dövüyor maç boyu. Bu konuda ona özel olarak da söylüyorum hep: 'Çalış, çalış, çalış' diye. Çalışıyor biliyorum, çalışacak da. Bırakmak, pes etmek ya da memleketteki genç sporcuların paraya ulaştıktan sonra dedikleri 'Ben oldum' olayı ona uğramamış pek. Daha 20 yaşında bile değil diyorum ya, çalışarak kapanmayacak bir şey değil şut yüzdesinin standart bir hale oturtulması. Sonra bir de maç içinde yaptığı bir hataya fazlaca kafayı takma durumu var. Atıyorum sağlam bir blok mu yedi, ya da kritik bir yerde topu kaybı mı yaptı? Onun hesabını defansif anlamda kesmeden rahat etmiyor, kafası sürekli hata yaptığı pozisyonda kalıyor. Onun dışında kimse diyemez ki Birkan iyi savunma yapmıyor, ya da mücadele etmiyor, ya da giydiği formayı terletmiyor, ya da ofansta kısıtlı olduğu noktalara rağmen sorumluluk almaktan kaçıyor diye. Onu Cevat Soydaş'ta KSK formasıyla ilk izlediğimde bas bas bağırdıydım buradaki yazılarımda. Geliyor diye. Hoşgeldin aslan parçası. Bir Türk düşünürünün (!) de dediği gibi 'Durmak yok, yola devam'.

Haftanın En İyi Hareketi Tarence Kinsey'den


Euroleague'de 4. haftanın en güzel hareketi Tarence Kinsey'in Siena maçında attığı insanlık dışı turnike. Yalnız McIntyre ne hale düşmüş öyle ya, kenardan bu kadar net görünmemişti. 'Bakkala gitmek' deyimi daha önce çıkmamış olsa bu hareketle birlikte kesin çıkardı. Listenin 5. sırasında aynı maçta Oğuz Savaş'ın Semih Erden'e verdiği no-look pas var. Eski Telekomlular Jan Jagla ve Kennedy Winston da yine listede kendilerine yer bulmuşlar. Ha bir de, şutu olan Vesely'nin smacı da varmış. Nur Germen seyreder inşallah videoyu. İzleyemeyenler için link.

14 Kasım 2009

5. Hafta - Cumartesi Maçları

Bana göre sürprizsiz bir Cumartesi olmuş. Bir tek Antalya - Renault maçı ortadaydı, onu da evsahibi takım son çeyrekteki performansıyla almayı başarmış. Femerling takımı taşıyan adam olmuş son çeyrekte. Maçtaki 146 sayının 53'ünün o son çeyrekte gelmesi en göze çarpan nokta. Konuk takımı galibiyetten uzaklaştıran noktalardan biri ise 11 isabetli üçlüğünün yanına sadece 11 ikilik isabeti koyabilmiş olması herhalde. Ahmet Erdoğan oyunuyla büyümeye devam ediyor bu sezon. Bugün yine iyiymiş. Mersin siftahı yapar diyordum, yanıltmamışlar beni. 4'te 3 yapıp beklenti üstü bir giriş yapan Bornova'yı iç sahada devirmişler. Frahm oynamamış, gönderildi zannettiğimiz Cousin çıkmış meydana, o oynamış. Kadroya bir uzun daha katılmasına rağmen ribaundlarda Bornova'ya 35-27 ile yenilmişler. Maçı alanlar Baron - James ikilisi. Toplamda 42 sayı, 7 ribo, 5 asist, 7 top çalmalık bir katkıları var. Günün beni bir diğer yanıltmayan takımı Erdemir. Tofaş deplasmanından -her ne kadar internet üzerinden bahis oynatan büroların Tofaş'ı favori göstermelerine karşın- net bir galibiyetle dönmüşler. Funk ve Leon gibi iki skorerinin 4'er sayıda kalmasına karşın başarmışlar bunu bir de. İlk 3 haftayı galibiyetsiz kapatmaları ne kadar üzüntü vericiyse, son 2 haftada alınan 2 kritik galibiyet de bir o kadar sevindirici Erdmir adına. Sabah Wesson haberiyle bloga meze ettiğimiz Karşıyaka iç saha galibiyetlerine bir yenisini daha eklemiş. Arena'da 3'te 3 oldular. Wesson oynamamış. Sakatlığı var, pasaport yüzünden değil diyorlar. Bilgim yok. Günün en etkili 2 adamı -kan uzantılı adamlar olmuş. Birkan ve Furkan eğin baba alınlarınızı, öpeyim şöyle bir. Boyum yetmez oralara. Günün en skorlu maçını alan ise Telekom olmuş. 182 sayı atılmış, Telekom her çeyrekte 25-30 sayı arası bir şey atarak devirmiş Aliağa'yı.

Günün skorları:
Türk Telekom: 109 - Aliağa Petkim: 73
Mersin BŞB: 86 - Bornova Belediyesi: 75
Antalya BŞB: 77 - Oyak Renault: 69
Pınar Karşıyaka: 87 - Banvit: 82
Tofaş: 80 Erdemir: 88

Günün değerli performansları:
Lamayn Wilson > 27 sayı - 6 ribo - 1 asist - 3 top çalma
Bekir Yarangüme > 14 sayı (4/5 üçlük) - 11 ribo - 6 asist
Jimmy Baron > 20 sayı - 4 ribo - 1 top çalma
Dominic James > 22 sayı - 3 ribo - 5 asist - 6 top çalma - 1 blok
Patrick Femerling > 10 sayı - 5 ribo - 3 asist - 1 top çalma - 1 blok
Ahmet Erdoğan > 14 sayı (4/7 üçlük) - 6 ribo - 6 asist
Aaron Jackson > 17 sayı - 6 ribo - 1 asist - 1 top çalma
Birkan Batuk > 24 sayı (9/14 saha içi yüzdesi) - 2 ribo - 3 asist - 4 top çalma
Furkan Aldemir > 14 sayı (6/8 ikilik) - 11 ribo - 2 asist - 4 blok
Chuck Davis > 24 sayı - 7 ribo - 1 asist - 1 top çalma - 2 blok
Ramel Curry > 19 sayı - 5 ribo - 3 asist
Hakan Köseoğlu > 16 sayı - 3 ribo - 8 asist

Laf-ü Güzaf #14

"Karşıyaka'da kanlar bitmiyor, Furkan yoksa Birkan var."
P.Karşıyaka - Banvit maçı esnasında Furkan ve Birkan'ın etkili olduğu dakikalarda Mehmet Ayan'ı Laf-ü Güzaf köşemize konuk etmemizi sağlayan cümle. Bir de şu var:
''Ekmek piş ağzıma düş.''

Wesson & Pasaport Problemi

Habertürk gazetesi bugün Pınar Karşıyaka'nın Bosman statüsünde oynayan oyuncusu K'Zell Wesson'ın bir pasaport problemi olduğunu yazmış. Oyuncunun Bulgaristan'daki yetkililer tarafından 'Pasaportun hazır' yanıtını alıp bir de pasaportun fotokopisi eline ulaştıktan sonra Avrupa'da takım aramaya başladığı yazılıyor haberde. Hatta ACB takımlarından Murcia ile 300 bin euroya el sıkışan Wesson'ın sırf pasaportun aslını alamadığı için (Bulgar yetkililer 40 bin euro istemişler pasaportun aslı için) bu transferin yattığı ama o fotokopinin TBF tarafından onay gördüğü, yeterli bulunduğu ve ligin başlamasına az bir zaman kala Wesson'ın Karşıyaka'ya transfer olduğu da yazılmış. Haberi yapan Ozan Şişli, KSK menajeri Nihat Mala'yı aramış ve pasaportun aslını görmek istemiş. Nihat Mala önce tamam demiş ama sonra vazgeçmiş. Daha sonra da aslının resimlerini yollamış. Habertürk ekibi de buna inanmamış elbette. Acaba resimler Bulgaristan'da mı çekildi, yoksa Türkiye'de mi çekildi kuşkusunda kalıp. Federasyonla da irtibata geçilmiş, onlardan da bir yanıt gelmeyince bugün yarım sayfadan fazla yer verecek şekilde haber yayınlanmış. İddialar doğruysa kural ihlali yapan KSK'nın 4 maçtan da hükmen yenik ayrılması gerektiği de dip not olarak ilave edilmiş. Bakalım ne çıkacak buradan.

-ic Uzantısı

Memleket basketbolunu onlar yönetiyor, -ic, -vic, -gic uzantılı soyada sahip adamlar. Koçundan tutun, yardımcı antrenörüne, hatta hatta menajerine kadar ligin gidişatından onlar sorumlular. Ne olacağını, kimin nerede oynayacağını, kimin nereye koç olacağını onlar biliyorlar. Bunu herkes biliyor, herkes bu gerçeğin farkında. İsyan eden birileri var elbette, bir avuç. Ama onlar da sindiriliyor. Öyle ya da böyle. Ne oyuncular, ne koçlar, ne yöneticiler, bir kişi dahi çıkıp 'Yeterrr' demiyor alenen. Niye desin ki? Ekmeği mi alınsın adamın elinden?

Tanjevic'in ülke basketbolunu ne denli sevgisiz ve samimiyetsiz hale soktuğunu hepimiz biliyoruz. Yemişim tekniği taktiği. Sevgi olmalı, saygı olmalı, samimiyet olmalı, yüzü gülen insanlar olmalı başarı için. Bizde bunların hiçbiri yok. Kalkıp Dünya şampiyonu olsak neye yarar bu. Bir şeyleri elde etmek için duruşundan, karakterinden vazgeçmekten ne farkı vardır bunun? Ki teknik taktik kısmın da mükemmel işlediğin kimse söyleyemez herhalde. 80'lerin basketbolunu 2010'a merdiven dayadığımız şu günlerde sahada görmek nostaljik açıdan iyi olsa da teknik & taktik açıdan makara konusu olmaktan öteye geçemez.

Nerden açtım bu konuyu? Aziz Bekir Kepez'e yardımcı koç oldu malum bir anda. Neden oldu? Bilen yok. Baldwin mi istedi? Sanmıyorum. Müthiş bir taktik deha da biz mi bilmiyoruz? Onu da sanmıyorum. %100 doğru diyebileceğim bir şeyler bilmiyorum belki ama midemi bulandıracak ve 'Doğrudur lan kesin' diyebileceğim öngörüler duyuyorum, tahmin ediyorum, kafamda kurabiliyorum. Bu transferde federasyonun parmağı yoktur ya da daha detaylıca söyleyecek olsak Tanjevic ve -iç uzantılılar krallığının etkisi yoktur diyebilecek bir babayiğit var mıdır ortada? Tanjevic sezon başında koç arayan ve gelip kendisine fikir danışan Karşıyaka yöneticilerine önermemiş miydi Aziz Bekir'i? Önermişti. O olmamıştı, bu olmuş. Ortalarda dolaşan bir diğer dedikodu para krizi yaşanan ve her hafta en az bir kere oyuncular tarafından idman boykotuna gidilen Kepez'i finansal açıdan koruma teminatı karşılığında Aziz Bekir'in o göreve konduğu. Kim tarafından? Tahmini zor değil. Bir diğer dedikodu ise Baldwin'i yeme çalışmalarının alenen başladığı. Kolay değil tabii, kimsenin adamı değil Baldwin. Aslında TBF'nin düzenlediği seminerlere çağırılıyordu yurtdışında takım çalıştırdığı zaman ama iş memlekette takım çalıştırma boyutuna kadar gelince, yani olay birilerinin tavuklarına kışt deme raddesine gelince babasının oğlu olsa oklar çekilir birileri tarafından. Belki de o çekilen oklardan biri fırlattı Beciragic yayını. Birkaç maç daha kaybedilecek, Baldwin gönderilecek, başa bu düzenin adamlarından biri geçecek. Belki de tüm bu saydıklarımın hepsinin azar azar konduğu kombine bir kupon yapıldı. Şöyle iyi oran veren, iyi para getiren.

Daha girilecek çok top var ortada, -ic uzantılı olan, kimisi hala öyle kalan, kimisi bildiğimiz Türk adlarına geçiş yapan. Gireriz zamanla hepsine.

13 Kasım 2009

İşte O Meşhur Popovic

İşte sabah Yiğiter abinin aşağıdaki cümlelerle bahsettiği Popovic ve kelepçeli fotosu.

Yabancı skandalları içinde en çok konuşulanlardan biri, Galatasaray-Fenerbahçe derbisi öncesinde Galatasaray’ın sözleşme imzalamak için İstanbul’a getirdiği Yugoslav oyuncu Popoviç’i, Fenerbahçe’nin kaçırıp, pat diye lisans çıkartmasıydı. Gazetede, Fenerli yapıldıktan sonra, bir daha kaçırılmasın diye idarecilerden birine kelepçeli olarak sokaklarda gezen Popoviç’in fotoğrafını görmüştüm de, aklım çıkmıştı.


Fotoğraf için Cem Akdağ'a kocaman teşekkürler.

Yiğiter Uluğ ile Nostalji #6: G.Saray Aldığı Derbiyi Nasıl Verdi?

Bu Pazar derbi var. Basketbolumuzun temel taşlarından ikisi, Fenerbahçe ile Galatasaray, kim bilir kaçıncı kez karşı karşıya gelecekler (Yeri gelmişken: Futbolda her türlü istatistik tutuluyor ama gerçek bir istatistik sporu olan basketbolda iki köklü takımın daha önce kaç kez oynadığını, hangi maçların resmi, hangi maçların özel olduğunu, kimin kaç galibiyeti olduğunu bir türlü sağlıklı biçimde öğrenemiyoruz. Yazık).

Pazar akşamı iki “büyük”, üst sıraları ilgilendiren, belki de sonucu play-off’u etkileyecek bir maç için sahada olacak. Oysa benim gençliğimde durum böyle değildi. 70’li yılların sonlarında Fenerbahçe ile Galatasaray genellikle küme düşmemek için oynarlardı. Hatta bir keresinde ikisi beraber düşmüşlerdi! Şaşırdınız, değil mi? Mazhar Alanson’un Hokkabaz filmindeki o benzersiz tonlamasıyla söylersek, “Evet, acı ama gerçek”.

1978-79 sezonu bittiğinde puan cetvelinin son iki sırasında Fenerbahçe ve Galatasaray vardı. Ancak Galatasaray, Taçspor’un yabancı oyuncusu Jenkins’in lisansındaki usulsüzlük (bu konuyu da haftaya anlatırım) gerekçesiyle federasyona yaptığı başvurulardan sonuç alamayınca, olayı mahkemelere, hatta Danıştay’a kadar götürmüştü. Danıştay’dan “Taçspor küme düşürülmeli” kararı çıkınca, işler arapsaçına döndü. Zaten basından ve bazı milletvekillerinden “Koskoca Fenerbahçe ile Galatasaray nasıl düşer?” şeklinde baskı yiyen federasyona, düşmeyi kaldırmak ve o sıralar 12 takımlı olan ligi 14 takıma çıkarmaktan başka çare kalmamıştı. O sezon yabancı transferinde yaşanan rezillikler had safhaya ulaşınca, küme düşmenin kaldırılmasıyla birlikte yabancı oyuncuların da tamamen yasaklanmasına karar verildi. Klasik Türk yaklaşımı yani: “Sorun varsa çözülmez, yok edilir”.

Yabancı skandalları içinde en çok konuşulanlardan biri, Galatasaray-Fenerbahçe derbisi öncesinde Galatasaray’ın sözleşme imzalamak için İstanbul’a getirdiği Yugoslav oyuncu Popoviç’i, Fenerbahçe’nin kaçırıp, pat diye lisans çıkartmasıydı. Gazetede, Fenerli yapıldıktan sonra, bir daha kaçırılmasın diye idarecilerden birine kelepçeli olarak sokaklarda gezen Popoviç’in fotoğrafını görmüştüm de, aklım çıkmıştı.

Bunların hepsi, derbinin ortak belleğine kazınmış, unutulmaz kareler… “En müthiş maç hangisiydi?” diye soracak olursanız, Galatasaraylıların çoğu, Ankara’daki o inanılması güç Cumhurbaşkanlığı Kupası finalini söyleyecektir. Hani Efe’li, Calvin Roberts’lı, Hakan Artış’lı, Aliço’lu Fenerbahçe’nin, ilk yarıyı 17 sayı farkla galip kapadıktan sonra kupayı Dawkins’li, Scearce’lü, Turgay Demirel’li, Nihat İziç’li Galatasaray’a kaptırdığı 1985 finali… O karşılaşma televizyondan naklen yayınlandığı için, bugünün orta yaşlıları tarafından çok daha net hatırlanıyor. Ama bir de daha sisli-puslu dönemlere ait, hani yazının başında sözünü ettiğim, iki büyüğün düşmemek için neredeyse birbirinin gözünü oyduğu günlerden bir maç var…

Yer: Altunizade Burhan Felek Spor Salonu. Tarih: 16 Aralık 1979.

Ligde 6. hafta geride kalmış ve iki takımın da sadece birer galibiyeti bulunuyor. Bir hafta önce Erman’lı Beşiktaş’tan 30 sayı fark yemiş olan Fenerbahçe’de hafta boyu sert rüzgarlar esiyor, antrenör Mehmet Baturalp’in istifası isteniyor. Bu şartlarda çıkıyorlar sahaya. Her ne hikmetse, Spor Sergi yine kapalı. Ya bir fuar var ya da emektar salon tadilatta. Koskoca derbi bu yüzden en fazla 1000-1500 kişi alabilen Burhan Felek’te… Binlerce basketbolsever, o yağmurlu günde kapıda bekleşiyor, sonra da kös kös eve dönmek zorunda kalıyor. Oyunun genelinde Koray Mincinozlu yönetimindeki Galatasaray’ın üstünlüğü var. Sarı-kırmızılı takım, son saniyelere 3 sayılık farkla önde giriyor. Son hücum Fenerbahçe’nin ama o zamanlar üçlük yok. Bitime 1 saniye kala Ömer’e faul yapılıyor. İkisini de atarsa fark bire inecek. Bir atıp, bir kaçırırsa, ribaunttu, tipti derken beraberlik şansı doğabilir. Ömer kenara bakıyor, ne yapayım diye… Batur abi, “İkisini de at” diyor. O da koçun dediğini yapıyor. Bitime 1 saniye kala skor 66-65 Galatasaray lehine. Takımın pivotu Yıldıray, topu çizgiden oyuna sokacak. Guardlardan birine verdiği anda bitiş düdüğü çalacak büyük ihtimalle. Ama Yıldıray, “tehlike bizim potadan uzaklaşsın” mantığıyla ve kolunda kalmış bütün güçle topu rakip sahaya doğru fırlatıyor. O sırada kendi faul çizgisi civarında bekleyen bugünün Kepez menajeri, o günün genç Fenerbahçelisi Forti Murat, havada büyük bir hızla kendine doğru gelmekte olan topu görünce müthiş bir oyun zekasıyla kenara çekiliyor. Top kimseye değmeden sahanın diğer ucundan dışarı çıkıyor, saat işlememiş oluyor ve 1 saniye kala Fenerbahçe bir hücum hakkı daha buluyor. Hem de Galatasaray sahasından! (O zamanlar sayı dışında topu dip çizgiden oyuna sokmak da yok. Fener oyuna kenardan, muhtemelen faul çizgisi hizasında bir yerden başlıyor yani). Çıkarıyorlar, Engin Domaniç alır almaz atıyor ve basket! Fenerliler sevinçten çılgına dönerken, Galatasaraylılar “N’aptın abi sen?” diyen gözlerle Yıldıray’a bakıyor.

Benim tanık olmadığım ama bu hikâyeye eklemeden edemeyeceğim bir olay daha var. Faruk abiden (Akagün) dinlemiştim…

Bu acayip maçın üzerinden 4-5 sene geçiyor. Faruk Akagün ve Yıldıray, bir gün Taksim’den beraberce Bostancı dolmuşuna biniyorlar. O zamanlar o hatta unutulmaz Amerikan station’lar çalışıyor ve boyu 2 metrenin üzerinde olan Yıldıray, rahat edebilmek için tek başına öne, şoförün yanına oturuyor. Faruk abi de arka koltukta. Yol uzun, trafik sıkışık, muhabbet lazım. Şoför, Yıldıray’a, “Abi, boyunuz da maşallah… Basket oynadınız mı?” diye soruyor. “Evet” diyor, hafifçe kabararak bizimki… Sonra şoför bir açılıyor, nasıl sıkı Galatasaraylı olduğunu, bir zamanlar hiçbir maçı kaçırmadığını, arkadaşlarıyla beraber sabah erkenden Spor Sergi’nin yolunu tuttuklarını falan anlatıyor. Aniden durup, “Ama bir gün öyle bir maç kaybettik ki, bir daha baskete gitmemeye yemin ettim abi” diyor. “Hangi maç?” diye soruyorlar…
“Hani Burhan Felek’te bir Fener maçı vardı abi… Son saniye, 1 sayı öndeydik ve top bizdeydi. Bizim salaklardan biri topu kaldırdı, öbür sahaya fırlattı. Saatin işlemeyeceğini bilmiyormuş hayvan herif! Sonra Fener geldi, son saniyede attı ve kaybettik abi! Ben o gün bugündür televizyonda bile basket maçı seyretmiyorum. Tövbe ettim”.

Yıldıray ön koltukta ezilir büzülür. O koskoca pivot, dolmuştan inene kadar guard oynayacak boyutlara gelir. Herhalde hayatının en uzun Taksim-Bostancı yolculuğunu yapar ve “Birader, o son topu fırlatan salak bendim” diyemez.

O sezonu Galatasaray 10, Fenerbahçe 11. sırada tamamlar.

İddaa Tahminleri (14-15 Kasım)

(773) Mersin BŞB - Bornova Belediyesi
Tahmin: 145,5 Üst.. 1.70
(774) Türk Telekom - Aliağa Petkim
Tahmin: 154,5 Üst.. 1.70
(817) Scavolini - Virtus Roma
Tahmin: 159,5 Alt.. 1.70

Beşiktaş Bayan Takımı 5 Kişiye Karşı Oynadı

Dün tarihe not düşülecek bir maç yaşandı Rusya'da. Maçın taraflarından biri de Beşiktaş Cola Turka bayan takımı idi. Avrupa kupası maçı yapmak için Rusya'ya gidiyor siyah beyazlı kafile. Önce uçak, ardından uzun bir karayolu yolculuğu ile turşuya dönen bünyeleri Rusya'da büyük bir sürpriz karşılıyor. Rus takımının tamamına yakını grip olmuş, buna bağlı olarak da 'Maçı erteleyelim' önerisi getirilmiş karşı taraftan. O kadar yol gelindi, maç yapmadan dönülmesin diye düşünen Beşiktaş Cola Turka reddetmiş bu öneriyi. Maç oynandı, Rus takımı 5 kişi ile çıktı sahaya, 40'ar dakika oynadı hatunlar, toplamda 7 faul aldılar sadece, kazanan ise normal olarak Beşiktaş Cola Turka oldu, 62-80'lik skorla.

12 Kasım 2009

Olympiakos: 105 - Efes Pilsen: 90 (Maç Yazısı)

Efes Pilsen hoş bir seriyle gelmişti aslında Yunanistan'a. Rakibine son 8 maçta hiç yenilmemiş olmak oldukça ciddi bir istatistik. Rakibin pahalı oyuncakları Childress ve Wafer'ın oynamıyor oluşları bu seri böyle devam eder mi diye sordurtuyordu tahminimce Efes cephesine. Ama işler pek de iyi gitmedi. Özellikle defansif anlamda. Efes en son ne zaman 100 yemiş Avrupa'da, bir bakmak lazım. Gecenin en iyi istatistiği üçlük atışlarda yakalanan yüzde (12/24). Üçüncü çeyrekte 51-62'yi gördükten sonra Olympiakos'tan gelen 24-8'lik seri son çeyreğin rölanti tempoda oynanmasına yol açtı. Takım savunma yapmadı eyvallah da bu takımı daha 4 gün önce defansif anlamda yukarılara çeken Sinan Güler neden hiç oynamadı? Sormazlar mı bu soruyu adama? Maçın son 1 dakikası mıdır yani bu adamın hakkı? Hele ki bir de savunmanın bu derece yerlerde süründüğü bir maçta?

Dünkü F.Bahçe Ülker - Siena maçı gibi tam 51 sayı izledik bu maçın ilk çeyreğinde. Bu kez skor daha dengeliydi ve 24-27 ile Efes lehineydi. Olympiakos'un Sofo üzerinden topu içeri indirme ısrarı ve yapmak zorunda kaldığı faullere karşı Efes'in silahı dış şutlardı. Taktik iç dış dengesini kaybetmiş, tamamen dışarıya kanalize olmuştu. Kerem'in 2, Rakocevic'in 1 adet isabetli üçlüğü vardı oyunda. Zaten ilk 6 buçuk dakikanın skoru 15-15'ti ve Efes'in 9 sayısı bu 3 üçlük ile gelmişti. Oyunda üç sayılık atışlarla kalan Efes Thornton'un üst üste 2 hızlı hücumu basket + faul ile bitirmesiyle bir anda skorda 6 farkla öne fırladı. Bu sırada Yunan ekiplerinin etkili uzunlarına karşı 4 kısaya dönme cesaretini gösteremeyen Ataman içerideki o yavaş ayaklı uzunlarının handikapını yaşadı. 1 dakika içinde Papaloukas, Vasilopoulos ve Kleiza üst üstre boş pota altı basketleri buldular, ki hepsi de penetre arkasıydı. Normalde o boyalı alan 2 tane 2 metre üstü adamla kapkara olması lazım, ama Efes için buranın rengi gri bile değil. Çayır çimen geze geze girdiler içeri. Çeyreğin sonunu Ender'in o tepelerden giren üçlüklerinden biri kapadı. Efes 4/6 ile üçlük atarken Olympiakos'un daha siftahı yoktu.

Santiago ilk çeyrekten ikileyince Kasun girdi oyuna. Kasun & Kaya ikilisi ile devam etti Ataman. 4 kısaya yine geçmedi. Ama ikinci çeyreğin ilk 2 dakikasında içinde Olympiakos'un bu maçtaki ilk üçlüğünü de barındıran 7-0'lık bir seri gelince Ataman önce molayı aldı, sonra da Kaya dışarı, Nachbar içeri şeklinde vuku bulan 4 kısaya geçme kararını. Kasun'un sayıları, Ender ve Smith'in üçlükleri derken Efes maçı önde forse etmeye devam etti. Oly'nin bu sırada kurduğu hücum ribaundu üstünlüğü bir ara 20 saniyede 4 hücum şeklinde bir komediye imza atsa da bu 4 hücumdan 1/6 faul atarak sadece 1 sayı üretebilmeleri daha da büyük komediydi. Sofo'nun içine sanki Ömer Aşık girmiş gibiydi bu yarıda. Onca faul aldırdı, sırayla bütün Efes uzunlarını faul problemine soktu ama 3/13 ile faul attı. Takım halindeki yüzdeleri de 12/26. Kaya'nın avuçlayarak aldığı hücum ribaundu Rakocevic'in ellerinde değerli bir üç sayıya dönüşürken Efes de 46-38'lik skorla maçtaki en büyük farkı yakaladı. Ama faullü Santiago ve 2 faullü Kasun'un yanına daha ilk 20 dakikada faulleri üçleyen Kaya da eklenince ve Oly üst üste bulduğu sayılarla devreyi 46-48 ile kapatınca ofansif anlamda iyi oynanmış bir ilk yarının ardından biraz buruk tat bıraktı ağızda Efes. Akıllara da tıpkı dün olduğu gibi yine şu cümle geldi: Böyle bir maçın ilk yarısında 48 sayı attığınız halde sadece 2 sayı ile önde iseniz, ortada iyi gitmeyen bir şeyler var demektir. Ha bir de, maça deli gibi etkili başlayan Kerem Tunçeri neden unutuldu ki kenarda? F.Bahçe Ülker maçında da ilk çeyrekte çıktıktan sonra oyuna girmediydi, bugün de ikinci çeyreğin tamamını Ender oynadı.

Dememe kalmadı ikinci yarı başladı ve Kerem yeniden oyunda. Ve yine maçın başındaki gibi önce Kerem sonra da Rakocevic'ten iki isabetli üçlük geldi. Sonra arkasından Kerem & Rako ortak yapımı bir hızlı hücum, bir de sağ dipten gelen Nachbar üçlüğü.. 52-61 oldu skor. Şöyle bir baktım da 10/17 oldu Efes'in üçlük yüzdesi. Ben baktım, Oly uyandı. İlk yarıda sadece 2 üçlük bulabilen Yunan takımı Vasilopoulos, Beverley ve Bouroussis, Kleiza ile 4/4 üçlük yüzdeli küçük bir orgazm yaşadı, kopma teşebbüsü gösterebilecek maçı yakalayıp hatta 66-65 ile öne de geçmeyi başardı. Santiago ve Kasun'un faullerini birer arttırıp 4 ve 3 rakamlarına eriştiklerini de atlamayalım üçüncü çeyreğin ilk bölümünde. Bu çeyreğin son 1 dakikası hariç 9 dakikasını kenarda seyrederek geçiren Kaya'nın yokluğunda zaten genel anlamda yumuşak durumda olan Efes savunması iyice serildi ortalara. Evsahibi rahat sayılar buldu, son çeyreğe 76-69 önde girdi. Ne Vujcic, ne Kleiza, ne de Babyshaq.. Ortalığın anasını ağlatan Bourousis oldu. 30 dakikanın 10 dakikasında ayak bastı parkeye ama tam 19 sayı sıkıştırdı araya. Hasta oynamayacak denen adam Kinder sürpriz yumurta misali, ya da yırtık don örneğinde olduğu gibi bir selam çaktı ortaya.

52-61'den sonra gelen 24-8'lik Oly serisi haliyle Efes cephesinde moralleri bozdu. Son çeyrek tam anlamıyla disiplinsizlik konulu seminerlere malzeme olabilecek cinsten bir yapıdaydı. Bol bol üçlükler, bol bol top kayıpları ve Olympiakos'un repertuarda tuttuğu tüm hücum varyasyonlarını izledik. Bitime 1 dakika kala da Sinan Güler girdi oyuna. Takım savunmasını yukarı çeksin diye. E güzel. Olympiakos 49 kez ziyaret etmiş faul çizgisini, Efes Pilsen 16. Adamların 7 top kaybı var, Efeslilerin 20. E bunlar da güzel.

Olympiakos (105): Theodoros Papaloukas 4 (1 ribaund- 8 asist), Nikola Vujcic 10 (4 ribaund- 5 asist), Ioannis Bourousis 23 (1 ribaund- 2 asist), Yotam Halperin 3 (1 asist), Linas Kleiza 20 (11 ribaund- 2 asist), Panagiotis Vasilopoulos 18 (5 ribaund- 1 asist), K.Papanikalou 4 (3 ribaund- 2 asist), Patrick Beverley 6 (3 ribaund), Milos Teodosic 6 (1 ribaund- 7 asist), Sofoklis Schortsianitis 11 (4 ribaund)

Efes Pilsen (90): Mario Kasun 15 (12 ribaund), Charles Smith 7 (3 asist), Igor Rakocevic 15 (1 ribaund- 3 asist), Kerem Tunçeri 13 (4 asist), Bootsy Thornton 13 (3 ribaund- 1 asist), Kaya Peker 2 (8 ribaund- 1 asist), Bostjan Nachbar 10 (6 ribaund), Daniel Santiago 7 (2 ribaund), Sinan Güler 2, Ender Arslan 6 (1 ribaund)

Brandon Bowman Tofaş'ta

Lige 4'te 3 ile başlayarak birçok kişinin sezon öncesi öngörüsünü şimdilik rafa kaldırtan Tofaş'tan bir transfer hamlesi geldi. 84 doğumlu 2.04 boyundaki Brandon Bowman ile anlaşmışlar. 3-4 numaralarda oynayabiliyor, Georgetown mezunu, birçok kere NBA yaz kamplarında göründü ama NBA maçı oynama şerefine nail olamadı bir türlü. Geçen sezonu Almanya'da Telekom Baskets Bonn'da geçirdi. Kariyer notları şurada. Bu hafta Erdemir maçında oynamayacakmış, takımın kaç yabancıyla yola devam edeceği ise şimdilik soru işareti. Duruma göre 3 de olabilir, 4 de.

TBL'de 5. Hafta Programı

14 Kasım Cumartesi
16:00 Türk Telekom - Aliağa Petkim
16:00 Antalya BŞB - Oyak Renault
16:00 Pınar Karşıyaka - Banvit (SkyTürk)
16:00 Mersin BŞB - Bornova Belediyesi
17:00 Tofaş - Erdemir

15 Kasım Pazar
15:00 Beşiktaş Cola Turka – Efes Pilsen (Spormax)
17:00 Darüşşafaka Cooper Tires – Kepez Belediyesi
19:00 G.Saray Cafe Crown - F.Bahçe Ülker (Spormax)

ACB Yayın Programı (14-15 Kasım)

14 Kasım Cumartesi

19:00 Barcelona - Caja Laboral (TRT-3)
15 Kasım Pazar
13:30 Gran Canaria - Real Madrid (TRT-3)

Bu haftaki maçlar oldukça leziz. Pazar günü Barcelona'ya ligdeki tek yenilgisini tattıran Gran Canaria evinde Real Madrid'i ağırlayacak. Messina'nın takımları genelde izin vermez böyle sürprizlere ama Barça'nın da kaybedeceğini kimse düşünmüyordu. Gran Canaria aynı filmi Madrid için de çeker belki, kimbilir? Bu arada ACB tutkunları için bir güzel haber daha. Zona ACB isminde 15 dakikalık kısa bir program daha girdi TRT yayın akışına. Bünyesinde haftanın maçlarından özet görüntüleri ve en güzel 5 hareketi barındırıyor. Zona ACB programı bu hafta Cuma günü saat 19:00'da. Sonraki haftalarda ise Cuma günleri yayınlanan Alman Futbol Ligi maçının devre arasında.

F.Bahçe Ülker: 83 - M. Siena: 87 (Maç Yazısı)

F.Bahçe Ülker sezonun şu ana kadarki en iyi 10 dakikalık performansı ile girdi maça. Greer - Ömer Onan - Kinsey - Oğuz - Semih beşi muazzam bir ofansif resital sunarken Siena'yı da sistem dışı hücumlar yapmaya zorladı. Oyun içi ritm kazanmanın birinci yolu olan defansif ribaund almak ve arkasından hızlı hücuma çıkma işini bu çeyrekte bir kez bile yapamadı Siena. Çünkü hiç savunma ribaundu alamadılar. Şaka değil, cidden ilk 10 dakika sonunda Siena'nın aldığı savunma ribaundu sayısı sıfırdı. Sarı lacivertliler Semih, Oğuz, Emir derken çeyrek sonunda 9/11 ikilik, 2/3 üçlük, 6/6 serbest atış yüzdeleri yakaladı ve belki de tarihe geçti. Kaçan iki ikiliğin de atış anında faul yapılmasından doğan karavanalar olduğunu belirteyim hemen. 30-21 biten ilk çeyreğin ardından elbette hepimiz biliyorduk bu yüzdenin böyle gitmeyeceğini ama yine de gittiği yere kadar gitsin, o sırada fark ne kadar açılırsa o kadar iyidir mantığını da yanımızdan eksik etmiyorduk tabii.

Sahaya çıkan beşin içinden iyi oynadığı sırada neden alındığını anlayamadığımız Oğuz Savaş ile başlayan Tanjevic rotasyonu, takımı Giricek'in zorlamalarına ve Rasim'in elinde patlayan son toplarına maruz bıraktı. Buna bağlı olarak da ilk 10 dakikada 30 sayı atan sarı lacivertliler ikinci çeyreğin ilk 5 dakikasında sadece 2 sayı üretebildi. İlk çeyrekte ikilik kaçıranı dövüyorlardı, bu çeyrekte ikisi Oğuz biri de Emir'den olmak üzere üç tane bomboş pota altı sayısını kaçırdılar. Bu bölümün adamı ilk yarıyı 18 sayı ile kapatan McIntyre'dı. 4/5 üçlük attı, hele ilk yarıda tam basın tribünün önünden attığı üçlükte savunmacısı Greer'in ona sadece havada el çırparak eşlik etmesine şöyle bir yorum getirdik: 'Greer bu güzel hücumu alkışlayarak tebrik etti'. Siena gibi bir takıma ilk yarıda 50 sayı, hatta ikinci çeyreğin ilk 5 dakikalık dilimini çıkartırsak 15 dakikada 48 sayı atıyorsunuz ama skorbordda sadece 1 sayı ile öndesiniz. Hoş bir tablo değil. Tabii bunda McIntyre'ın büyüüük payını atlayamayız.

İlk yarının adamı McIntyre'ın Greer'den çaldığı ve boş turnikeyle bitirdiği pozisyonla başlayan üçüncü çeyrekte İtalyan takımı 2'si Ress, diğer ikisi ise Domercant ve McIntyre imzalı tam 4 isabetli üçlük buldu. Ress'in oyunda bulunduğu sürece rakip takımı tehdit etme konusunda hak iddia edebileceği tek şey üçlük atışları. Bunu biz biliyoruz ama F.Bahçe Ülker bilemedi. Yedi Ress'ten iki tane üçlüğü. İki boş üçlük daha attı da onları sokmayı başaramadı. Gerçi burada her oyuncusunun özelliklerini ön plana çıkarabilecek setleri tıkır tıkır işleten Siena teknik heyetini mi tebrik etmeliydim bilemedim. F.Bahçe Ülker mi? 10 dakikada sadece 11 sayı üretebildi. 30-20-11 şeklinde başaşağı gidip her çeyrekte kendi skorunu yarıladı.

61-65 Siena üstünlüğü ile girdik son bölüme. Maçın F.Bahçe Ülker adına en efektif ve en ele avuca sığmaz adamı Kinsey kenardaydı. Niye peki? Bilinmiyor. Olası bir 4-5 sayılık Siena serisi maç sonlarında moral olarak çabucak dağılabilme özellikli F.Bahçe Ülker için maçın sonu anlamına gelmeyecek miydi? Gelecekti ama karar Tanjevic'indi. Bana göre hatalı olan bu tercihten doğruya dönülmesini 'Ha patladı ha patlayacak' diye beklenen Giricek sağladı. Faulleri dörtledi ve skor 65-68 iken, bitime de 6 dakika varken Kinsey yeniden oyuna girdi. Bu arada Giricek'in yaptığı 4 faulden 3'ünün topsuz cut'ı takip etme esnasında çalındığını söylesem Giricek'in ne denli bitik bir durumda olduğunu rahatça anlatabilirim sanırsam. Öyle ki bugün 15 dakika sahada kalmasına rağmen özverisiyle dikkat çeken Serhat Çetin ondan 15 kat daha fazla hak etti formayı. Özellikle savunmada etkiliydi ve Sato'yu fazlasıyla etkisiz hale getirmeyi başardı. Ama o Sato ve ona eşlik eden Hawkins maçın kazanılmasını sağladılar. Öyle kritik bir yerde öyle kritik bir 10 sayı attılar ki, 67-68 olan skor bir anda 67-78'e fırladı. Maç da koptu tabii. Siena'nnın girmeyen topların hücum ribaundlarını birer birer topluyor olmaları evsahibinin hevesini, direncini, şevkini kırarken maç da yavaş yavaş İtalyan ekibine geldi. Kinsey'nin Eze'nin üstünden bıraktığı basket faul ise gecenin assolist gibi sonda gelen süper hareketiydi.

Genel anlamda beklediğimden daha iyi bir F.Bahçe Ülker ve beklediğimden daha kötü bir Siena buldum bugün karşımda. 11. dakikadan sonra maçı F.Bahçe Ülker'in kazanabileceğine hiçbir zaman inanmasam da bugün F.Bahçe Ülker için 'Sezonun en istekli performansını ortaya koydular' cümlesini kurabilirim rahatlıkla. Solomon'dan sonra 'Greer, Mrsic ve Emir bana yeter' diyen Tanjevic'in bu maçta Mrsic'i hiç tercih etmemesi maçın ufak detaylarından biriydi. Evsahibin sadece 5 üçlük bulabildiği maçta konuk takımın tam 13 isabetli üçlüğünün olması ise istatistik kağıdının en öne çıkan detayıydı. Ama zaten şeytan ayrıntıda gizli değil midir? Bana göre en büyük detay Montepaschi Siena ile F.Bahçe Ülker arasındaki organizasyonel farktı. Hemen basın tribünün önünde olmalarından ötürü onları kolayca gözlemleyebildim ve kıskandım ne yalan söyleyeyim. Takımın fotoğrafçısı sürekli takımla, her anı yakalamaya çalışıyor. Durdum ve Fenerbahce.org denen web sitesi görünümlü yalanlama merkezini düşündüm. Güldüm. Sonra Pianigiani ve yardımcısını gördüm, aynı anda aynı oyuncuyu benchten çağırışlarını, aynı anda aynı taktiksel hamleyi yapmak için harekete geçişlerini gördüm. Kafamı kaldırdım, diğer benche baktım. Uzaktan yakından alakası yoktu önümdeki tabloyla. Bir daha güldüm.

F.Bahçe Ülker (83): Ömer Onan 3, Rasim Başak (1 ribaund), Semih Erden 7 (2 ribaund- 2 asist), Gordan Giricek 2, Lynn Greer 17 (2 ribaund- 1 asist), Oğuz Savaş 14 (7 ribaund- 5 asist), Tarence Kinsey 20 (5 ribaund- 3 asist), Ömer Aşık 5 (6 ribaund), Serhat Çetin 5 (2 ribaund), Emir Preldzic 10 (5 ribaund)

Montepaschi Siena (87): Henry Domercant 12 (3 ribaund), Terrell McIntyre 25 (1 ribaund- 3 asist), Nikos Zisis 5 (3 asist), Benjamin Eze 6 (7 ribaund), M.Carraretto, Romain Sato 10 (3 ribaund- 1 asist), Tomas Ress 6 (2 ribaund), Denis Marconato 2 (1 ribaund- 1 asist), Shaun Stonerook 6 (5 ribaund- 1 asist), David Hawkins 15 (2 ribaund- 6 asist)

11 Kasım 2009

Euroleague'in Bu Haftaki Konuğu Ömer Aşık

Euroleague resmi sitesinde bu haftanın konuğu Ömer olacak. Yazıda Ömer Aşık'ın sakatlıktan kurtulmasının ardından performansının iyiye gittiğine ve istatistiklerine değiniliyor. Euroleague.net üzerinden gelecek soruları yanıtlayacak genç oyuncu. NBA ve Avrupa'dan sıkı takipçilerinin olduğunu biliyoruz, dolayısı ile gelecek olan soruları merakla bekliyorum. Şuradan ulaşabilirsiniz.

Aziz Bekir ve Forti Murat Kepez'de

Sıcak gelişme. Kepez'de Baldwin'in yardımcılığına Aziz Bekir getirilmiş. Ayrıca menajer olarak da Murat Yosmaoğlu (nam-ı diğer Forti Murat) gelmiş. İlgi & bilgi.

Objektif Olamamanın Cezası: 5 Maç

Ligin 2. haftasında oynanan Efes Pilsen - Banvit maçında Banvit'in özellikle son kısımda doğrandığını buradan naçizane yazmıştık. MHK de bizimle aynı fikirde olacak ki o maçın hakem triosuna (Erşan Kartal - İsmail Aydın - Zafer Yılmaz) tam 5'er maç ceza vermiş. Bu haber bana yaklaşık 3 gün önce geldi ancak teyit ettirememiştim bir türlü. Benim teyit ettirişim ile haberin basında kendine yer buluşu çakıştı. Belki de basında çıktı diye artık teyit edebiliriz gibisinden düşündüler. Neyse ne canım, biz konumuza dönelim. Bu hakemlerimize 5'er maç ceza verirlerken gösterdikleri nedeni de yazıp öyle bitirelim postu: 'BEKO Basketbol Ligi'nde bir takıma karşı objektif karar verme ve yönetme anlayışı ile bağdaşmayan yönetim gösterilmiştir. Bu nedenle Erşan Kartal (FIBA), İsmail Aydın ve Zafer Yılmaz, beş hafta görev alamayacaklardır'.

Beşiktaş'ta Bu Kez de Yerliler İdmana Çıkmadı

Fazla mutluluk batıyor bu takımın tepesindekilere. Başka bir izahı yok bunun. Geçen hafta Chatman çıkmamıştı idmana, dün ise yerli oyuncular kazan kaldırmış. İdmana çıkmamışlar. Ödemeler bugün yapılacağı söylenmiş, yaparlar herhalde.

David Holston'dan 40 Saniyede 4 Üçlük (Video)


Beklenen videoyu nihayet editleyebildim. Bu haftasonu oynanan Erdemir - Pınar KSK maçının son 40 saniyesi var videoda. Ve David Holston'un bu kısa süre zarfına sığdırdığı 4 üçlük. Maç kazandırmaya yetmiyor belki ama etkileyici bir performans. İzleyemeyenler için link.

10 Kasım 2009

James White Telekom'a Rakip Oldu

James 'The Flight' White'ın NBA hayalleri yine yalan oldu. Tabii bizim onu NBA All-Star Weekend'de smaç şampiyonu olarak görme hayalimiz de. F.Bahçe Ülker macerasından sonra D-League'de ortalığın anasını ağlatmış ve NBA kapısını aralamıştı. Bugün öğrendim, Rusya'nın Spartak St. Petersburg takımıyla anlaşmış 1 yıllığına. Takımın ligdeki durumu fena, ilk 4 maçta galibiyetle tanışamadılar. 2 hafta sonra başlayacak Eurocup'ta Telekom'la aynı gruptalar, keyifli olacak izlemesi.

Türk Telekom: 80 - Erdemir: 68 (Hazırlık Maçı)

Yeni haftanın hazırlıklarını oynadıkları hazırlık maçı ile devam ettiren Türk Telekom ve Erdemir'in hazırlık maksatlı mücadelesinden galip ayrılan taraf 80-68'lik skorla Türk Telekom oldu. Erdemir son çeyreğe 55-48 önde girmesine rağmen, artık bir Erdemir klasiği haline gelen son çeyrek sendromuna yakalanmış ve rakibine 80-68 ile teslim olmuş. 30 dakikasında 48 sayı attığı maçın son çeyreğine 32 sayı sığdıran Telekom, bu bağlamda hafta sonunda Efes Pilsen'in yaptığının tam da aynısını yapmış. Efes Pilsen - F.Bahçe Ülker maçının da 3. çeyreği 48-48 bitmiş, maçı alan taraf ise 80-67 ile Efes olmuştu. Final periyodunda sahnede Serkan Erdoğan varmış. Foto ve bilgiler için Gizem Kumbasar'a teşekkürler.

Hafta İçi Avrupa Programı

11 Kasım Çarşamba
20:15 F.Bahçe Ülker - Montepaschi Siena (Spormax)
12 Kasım Perşembe
21:00 Olympiacos - Efes Pilsen (SkyTürk)

Solomon'un Gör Dediği

Solomon'u ülkesine giderken Ümit Avcı yakalamış, son bir kez konuşturmuş. Söyledikleri artık körün bile gördüğü şeyler ama hala bilmeyenler, hala bir şeyleri göremeyenler varsa onlara gelsin bu röportaj. Giricek'in Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında tribünde kendi başkanı otururken bütün taraftarların göreceği şekilde Tanjevic'e yaptığı hareketler yeter de artar bile takımın Tanjevic'e bakış açısını kavramak için. Beşiktaş koçu Burak Bıyıktay'ın Telekom maçından sonra söylediği muazzam bir cümle var. 'Spor mutlu insanlarla yapılır'. Ve F.Bahçe Ülker'de herkes mutsuz. Söylenebilecek başka bir laf var mı üstüne?

Gazetecilik Budur (Baturalp & Topsakal)

Efsane Fast-Break dergisinin ilk sayısı. Sene 91, aylardan da Eylül. İçindekiler sayfası ve klasik bir giriş yazısının ardından sizleri 'Ayın Konusu' köşesi karşılıyor. Konu o dönemin Milli Takım koçu Mehmet Baturalp'in, yine o dönemin yıldız oyuncularından Levent Topsakal'ı kadroya almaması. Fast-Break ekibi oturtmuş olayın iki kahramanını karşı karşıya, konuşturmuş. Diyaloğu da aynen yayınlamışlar. Ne bir 'Aman şu ne der?' kaygısı, ne bir 'Aman bu laf benim ekmeğimi elimden alır mı?' korkusu, hiçbiri yok. Tertemiz, dupduru bir yazı. Gerçek bir yazı. Çatır çatır eleştiriler var yahu yazıda. Ağzınız açık kalıyor okurken, tabii yanında bir de bu dönemki işleri düşünürken. Düşünüyorum da oturtsak ya Tanjevic'le beraber Kaya'yı, Memo'yu, onu, bunu. Konuştursak ya böyle çatır çatır. İhtimaller dahilinde bile değil. Buyrun şimdilerde yapıl(a)mayacak olan ama bundan 18 yıl önce bal gibi de yapılabilen röportaj. Gazetecilik budur.

09 Kasım 2009

Konuşan Fotolar #8

Can Altıntığ: -------
Lamar Butler: -------