Final Perdesi ‘Farklı’ Açıldı

Futbolda ligin bitmiş olmasından dolayı ülkedeki ilgiyi üzerine çekebilme kabiliyeti ciddi ölçüde artan basketbolda, tam 26 yıl sonra gelen ve ilginin normalden daha fazla olmasına yol açan F.Bahçe – G.Saray finalinin perdesi açıldı. F.Bahçe’nin 4, G.Saray’ın ise 5 Play-Off maçı yaparak (beklenenden çok daha kolay bir şekilde) finale kalmaları bu ligde finali hak eden takımların onlar olduğunun da küçük bir işaretiydi zaten. F.Bahçe Ülker son yıllarda finallere hatta şampiyonluklara alışkın bir takım ancak G.Saray’ın Mahmuti yönetiminde yaptığı atılım hamlesinin daha ilk yılında finali yakalamış olması ve bunu yarı final serisinde Banvit gibi ligin dirayetli takımlarından birini feci benzeterek başarması, sarı kırmızı renklere gönül veren taraftarları da şampiyonluk yolunda ciddi bir havaya soktu. Hem bu mevcut saha içi durum, hem de hali hazırda iki ezeli takımın arasındaki bitimsiz rekabet düşünüldüğünde serinin tüm maçlarında iki salonun da tıklım tıklım dolacağını öngörmek zor olmazdı, olmadı da.

Serinin ilk maçında taraftarının da büyük desteğini arkasına alarak oynayan F.Bahçe Ülker, G.Saray Cafe Crown’a finale geliş yolunda iyi yaptığı hiçbir şeyi yaptırmayarak rahat bir galibiyet aldı. Oyunun başında hem Oğuz Savaş’ın hem de Preston Shumpert’ın erkenden faul problemine girmeleri, her iki taraf adına da önemli opsiyon durumunda olan bu iki ismin istenen ölçüde kullanılmalarına engel oldu. Sean May, ülke topraklarındaki en iyi oyununu final serisine saklamıştı ve Oğuz Savaş’ı ne ofansta ne de defansta aratmadı ama Shumpert’ın ritim bulamayışı zaten Rancik’in sakatlığı ile darbe yemiş G.Saray Cafe Crown 4 numara rotasyonunu iyice bunalttı.

Oyuna dışarıdan yüzdeli bir oyunla giren F.Bahçe Ülker, bir önceki seride keskin bir şutörü olmayan Banvit’e karşı hem alan savunmasında hem de adam adamada fazla tehdit edilmeyen G.Saray Cafe Crown savunmasına net bir mesaj verdi. Zaten sarı lacivertlileri son yıllarda Play-Off maçlarında öne çıkaran da o çılgın üçlük yüzdesi değil miydi? F.Bahçe Ülker’in maçın başından itibaren ortaya koyduğu dominasyonun en önemli etkenlerinden biri de hücum ribaundları idi. G.Saray Cafe Crown ilk hücum ribaundunu maçın 15. dakikasında fark çift hanelere çıktıktan sonra alabilirken, aynı süre zarfında F.Bahçe Ülker belki de maç sonunda ulaştığı hücum ribaundu sayısının %80′ine erişmişti bile.

Hal böyle olunca hem yüzdeli oynayan hem de kaçırdıklarının da ribaundlarını toplayan F.Bahçe Ülker’e karşı adam akıllı fast-break sayısı bulamadı G.Saray Cafe Crown. Oysa Banvit serisinde Banvit’in yüzdesizliği ve yaptığı bolca top kayıplarından ötürü neredeyse 40 dakika boyunca hızlı hücum oynamışlardı. Haliyle de maçları koparta koparta kazanmışlardı. Ama bugün iş set hücumlarına kalınca sürekli, biraz zorlandılar. Oralarda devreye girmesi beklenen Tutku Açık’ın pick’n roll oyunlarına da sarı lacivertliler tarafından önlem alındığı belli idi, oradan da pek iş çıkmadı. Haliyle Mahmuti’nin de yapacak bir şeyi kalmadı. Hem ofans hem de defans adına işlerin iyi gitmediği bir gün oldu sarı kırmızılılar adına.

F.Bahçe Ülker cephesinde Ömer Onan’dan, iki tecrübeli guarddan bahsedebiliriz elbette bolca ama kendimizi tekrarlamış oluruz. Asıl gözden kaçmaması ve üstüne basıla basıla bahsedilmesi gereken Emir Preldzic. Onun sahada olduğu anlarda takımının ekstra bir akciğeri varmış gibi oluyor. Üstün saha görüşü, Jasikevicius’a nazire yaparcasına verdiği asistler (bugün sadece 5 sayı üretmiş olmasına rağmen) onu sahanın en etkin adamlarından biri yapabiliyor. Bu seviyelerde oyunu değiştirebilme kabiliyeti her geçen gün yükseliyor ve en önemlisi, o da bunun farkında.

Bugüne yürekli oyunu ile damga vuran ve notlarım arasında yerini almayı başaran Kaya Peker ise maç sonundaki açıklamalarında bana göre gereksiz konuşmuş. Evet Kaya Peker’i tanıyoruz ve tarzı bu ama ben kendi adıma pek gerek görmüyorum bu açıklamalara. He seri bittikten sonra çıkıp ‘Biz onlardan daha iyi takımız ve bunu da herkese bir kez daha göstermek istiyorduk’ dersin ama farklı farklı senaryolar izleyeceğimiz seride, ilk maçın senaryosu bu şekilde gelişti diye ‘Biz zaten fark atacağımızı biliyorduk’ demek biraz gereksiz. Ne sarı kırmızılıların ne de sarı lacivertlilerin fazla takılmaması lazım. Kaya Peker genelde karşı takım taraftarından mütemadiyen tepki alan bir adam zaten, kariyeri boyunca da böyle oldu. Mirsad da öyle değil mi? Rakibin kendisine duyduğu nefretle beslenen, daha iyi oynayan adamlar bunlar. Örnekler çoğaltılabilir. Bir şey diyemezsiniz, bu bir puzzle ise her parçaya ihtiyaç vardır. He ama benim kendi fikrim gereksiz olduğu yönünde bu açıklamaların. Zaten sarı lacivertli kulüp kanadından gelen diğer maç sonu açıklamaları (hem koç hem de diğer oyuncular) çok daha ayakları yere basar ve rakibe saygı duyar vaziyette. Olması gerektiği gibi. Şu seride rakibi küçük görmek, her kim yaparsa yapsın saçmalıktır zaten. Diğer taraf kapar gider şampiyonluğu, ruhun bile duymaz. Tarih bu ve bunun gibi birçok hikaye ile doludur, her branşta.

Pazartesi günü bir kez daha Sinan Erdem’de olacak seri. Sonra 2 maçlığına Abdi İpekçi’ye taşınacak. F.Bahçe Ülker hedeflediği şekilde 2-0 ile gidebilirse Abdi İpekçi’ye, serinin psikolojik anahtarını da eline geçirmiş olur. G.Saray Cafe Crown mutlak suretle Pazartesi günü daha derli toplu olacaktır, bu maçtan derslerini çıkartacaktır. Onların amacı da bir deplasman galibiyeti çıkartıp, işi Abdi İpekçi’de bitirebilme yetisini ele geçirebilmek. İki taraf için de hedef şampiyonluk, iki taraf için de hedef ezeli rekabetin bir ayağını daha kazanabilmek. Hedeften şaşmayan maçlar seyredeceğiz bu seride, keyfini çıkarın !!!

Anıl Aksaç
twitter.com/anilaksac

İlgili Yazılar

Final Perdesi ‘Farklı’ Açıldı yazısına 5 yorum yapılmıştır.

  1. Bilge diyor ki:

    Normalde üzerine roman yazılması gereken bir final, her iki camianın da gelişmesi için ama nedense kimsenin maçası yemiyor yazılı ve görsel basında, hatta okuyucu yorumlarında..
    Bari ben kendi fikrimi söyleyeyim. Hani spor dünyasında bi geyik vardır “maradona mı messi mi” ” jordan bugün sahaya çıksa ne olur” “pele bugün oynasa nasıl bir görüntü verir vs”.
    İşte bu maç 90′ların Efes’i bugün oynasa nasıl bir tablo oluşur sorusuna cevap bence..Ama maalesef 90′ların Efes’İ dün akşamki Galatasaray’dı. Yanlış anlaşılmasın küçümseme maksatlı değil bu benzetme. Sadece “savunma takımı” denen anlayışın bittiğinin ilanı. Günümüzün gereği “savunma da yapabilen hücum takımları”. Spahija da bunun en başarılı uygulayıcılarından biri. aslında savunma-hücum takımı diye ayırmakta saçma ama maalesef basketbol kültürümüz bu şekilde oluştu. Bunun dışında ilgimi çeken noktalar:
    1) “eğer karşıladığı oyuncunun şut sokamama istatistiği” olsa muhtemelen Sean May birinci çıkar. Tomas veya Ömer Onan da ikinci.
    2)Piknik ve yazlık sezonunun zirvesinde, insanların uydu alıcılarını yanında taşıması gerektiğini belleten yayıncı kuruluşu kutluyorum.
    3)Havada şut gösterip pas veren Preldziç iyi bir oyuncu, şut gösterip şut atan Preldziç ise vasat.
    4)Fenerbahçe şu an Avrupa’nın en uzun takımı sanırsam..
    Neyse..Kalan maçlarda GS’den farklı bir oyun tarzı denemesini bekliyorum. Bu stille Fener’i yenmeleri çok zor.

  2. Kutay diyor ki:

    Mevcut durumun nedeni Mahmuti ile Spanhija arasındaki anlayış farkı yada Hırvat hocanın savunmada yapabilen hücum takımı yaratabilmekteki müthiş yeteneği değildir.FArk İki koçun elleirndeki bütçe arasındaki kıyaslanamayacak farktır kanımca.
    Bu bütçe ile oyunun her ikitarafınıda kusursuz oynayacak oyunculardan kurulu bir takım kurmayı beklemek hayalcilik olur.Yoksa Mahmutinin eline çılgın bütçe verildi de yok ben fantazi yapacağım 90′lı yılların Efes’indeki anlayışa devam edeceğim demedi.

    Spanhija’nın neyi ne kadar yapabildiğinin ölçüsü Avrupa ligi idi ve orada da Top-16′dan yukarısını yapamadı (krtik oyuncuların kritik zamanlardaki sakatlıklarını görmezden gelemeyiz ama sonuçta Gruptan çıkan PEV ACB’de yarı finali bile göremedi o gruptan bir şekilde çıkmarmalı idi takımı hele 3-0′dan donra).

    Yani dünkü maçı anlayışlar açısından değerlendirmek pek sağlıklı olmaz bence.

    • Can Can diyor ki:

      Mahmuti’nin milyonlarca dolarlık Efes kadrosu ile FBÜ’ye 4-0 elendiği seriyi hatırlamasam sana katılabilirdim…

    • ismail_ diyor ki:

      Geçin bunları artık. Bugün bir Real Madrid ‘in bütçesine bak bir de Bizkaia Bilbao’nun bütçesine bak ama Bilbao Real’i eleyip ACB’de adını finale yazdırıyor. Demek ki öyle parası olan yenecek diye bir kaide yok, zaten sporun özüne aykırı…

  3. fb'li diyor ki:

    oktay mahmudi son derece başarılı bir antrenördür ve bu senenin tartışılmaz en iyisi odur. ancak kadro kalite farkı o kadar kendini belli etti ki… euroleague maçlarına giderken olimpiakos maçını kaybettikten sonra bir arkadaşımla konuşurken abi biz bu takımları yenebiliyoruz ancak onların da galibeyete %100 ihtiyacı olduğu zaman kalite farkı kendini belli ediyor, bir seviyeye kadar dayanıyorsun sonrasında adamlar vurup geçiyor. çünkü kulüp olarak camia olarak bizden çok ama çok daha tecrübeliler demiştim. aynı fark bu sefer gs’a karşı bizim lehimize var. bu seri 4 – o ‘da bitse benim için bu yılın flaş takımı gs cc’dur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>